-Ben çıktım!
-Nereyeeee!
-Hava alıcam biraz.
-Siktir git!Durma zaten evde iki dakika.
-Ne diyon be?
-Ebenin … diyorum .
-Lan manyak mısın?Az hava alıp gelicem.
-Gelme bi daha çık dışarda kimle sürtüyosan sürt!
-Pelin saçmalıyorsun..uzatma lütfen.
-Ben saçmalıyorum öyle mi?bu saatte nereye gidiyorsun acaba!?
-Yahu hava alıcam dedim ya.
-Ebenin …’nı al sen.
- Taktın ebemin örekesine haaaaa!
-Yavşaksın oğlum sen yavşak.
-Eee yeter mına koym..
-Siktir git gelme daha!!!
(Bitmez bu diyaloglar…)
MASUMANE TAVIRLAR
Bunalıyor insan bazen..Evde oturup yapabilecek hiçbirşey yokken evde oturma zorunluluğu!Mahveder bu seni..Balkona çıkıp''bi çıkayım dışarı bakiniyim etrafa''dersin..sonra ''nereye gideceğim yaa''aç hemen pc'yi..bi facebook kaydı yap..''kim varmış bi bakim..belki eski hatunlardan birilerine rastlarım''ümidi...''eeehh neydi lan bu kızın soyadı''...msn aç bari...kimse yokmuş..vay anasını..dışarı mı çıksan...yok yok otur evde…geç oldu zaten...yarın sabah okul var...belkide işin...tv takılırsın...kur saati yedi buçuğa…sabah git okuluna...''ulan yine alarmdan bir dakika önce uyandım'' diye trip at millete...(bende de oluyor bu 1 dakika meselesi) hepimiz mi manyağız be!
Evdesin yine;tv de neden birşey yok?Hayıflanırsın da sen şimdi ''off hiçbir şey yok ha''...reklam izleyeyim bari deme sakın!o kadar gelecek vaadederek reklamcılık okuyan ve bi o kadarda büyük ümitlerle mezun olmuş reklamcı arkadaşlar var değil mi?Ama neden bütün reklamlar bombok be abi!Hadi aç İtalyan kanalını...var değil mi senin evinde digitürk..yada hotbird..olmaz mı bee!!..açta şu ecnebi kanallarını konuş hadi!...''ben izliyorum bunları ha...güzel filmler veriyor bazen...altyazı yok ama olsun be abi anlıyorum ben,konudan çıkıyor zaten ne konuştukları!!''
Aslında bunlar daha çok erkek tavırları...ama en çok örnekte erkeklerde..Mesela son zamanların daha çok kızları etkileyen filmi Issız Adam erkeklerin sahiplendiği bir olguya dönüştü..Bak yine erkeklere döndü durum..''Abi ıssız adamda ki adam aynı ben yaa..ben de öyleyim ha..sürekli sevişirim ciddi takılmam ben''cümlesini hemen her Türk erkeğinde duymak mümkün bu filmden sonra..Bunu övünülecek birşey sanıyorlar değil mi?Mükemmelsiniz lan siz!!Abazanlığa bi kılıf oldu bu film bence.Buna benzer bi olay daha var aslında..Yılmaz Aslantürk'ün yarattığı Otisabi “karikatür” karakterinin şu ana kadar üç cildi çıktı..Son olarak “Dokunaklı Temaslar” adı altında hala piyasada satışı devam ediyor! Neden ünlem biliyor musunuz?Çünkü çok çabuk tükeniyor bu cilt yahu...Erkekler de şu muhabbet var çünkü: ''lan bu Otisabi aynı ben yaa!...adam sürekli başka hatunlarla yiyişo...aynı ben, valla aynı'' Emin ol aynı sen!!...Issız Adamla Otisabi ''çakışması''.
İnsan halleri tuhaf oluyor bazen..Tabi bunu bizim ülkede ki insanlar için ele alıyorum ben..Eee en önemli konuyu geçmeyelim değil mi?Erkek-Kadın ilişkileri..Bu uzun bir konu aslında..Tek bir yönü benim ilginç bulduğum mevzudur..Erkeklerin kız arkadaşlarını eve atmak için gösterdiği çaba!’’Aşkım bugün bizde olalım’’(Niye ki?) Bahane geliyooooooooooooor!!!’’Ya film izleriz..(Issız Adam)sen yemek yaparsın bende salata’’Süper olur ha..çok ayrı bişey bu..Eve kız gelecek yemek yapılacak!!!Hatun da eve çağırma daveti gelince sorar hemen’’N’apıcaz ki sizde’’Yemek yapacaksınız işte gitsene!Kız yokluyor aklı sıra ama nafile..illa ki gidersin sen o eve..ya da ilişki yıpranır!!
Bitti...
Evdesin yine;tv de neden birşey yok?Hayıflanırsın da sen şimdi ''off hiçbir şey yok ha''...reklam izleyeyim bari deme sakın!o kadar gelecek vaadederek reklamcılık okuyan ve bi o kadarda büyük ümitlerle mezun olmuş reklamcı arkadaşlar var değil mi?Ama neden bütün reklamlar bombok be abi!Hadi aç İtalyan kanalını...var değil mi senin evinde digitürk..yada hotbird..olmaz mı bee!!..açta şu ecnebi kanallarını konuş hadi!...''ben izliyorum bunları ha...güzel filmler veriyor bazen...altyazı yok ama olsun be abi anlıyorum ben,konudan çıkıyor zaten ne konuştukları!!''
Aslında bunlar daha çok erkek tavırları...ama en çok örnekte erkeklerde..Mesela son zamanların daha çok kızları etkileyen filmi Issız Adam erkeklerin sahiplendiği bir olguya dönüştü..Bak yine erkeklere döndü durum..''Abi ıssız adamda ki adam aynı ben yaa..ben de öyleyim ha..sürekli sevişirim ciddi takılmam ben''cümlesini hemen her Türk erkeğinde duymak mümkün bu filmden sonra..Bunu övünülecek birşey sanıyorlar değil mi?Mükemmelsiniz lan siz!!Abazanlığa bi kılıf oldu bu film bence.Buna benzer bi olay daha var aslında..Yılmaz Aslantürk'ün yarattığı Otisabi “karikatür” karakterinin şu ana kadar üç cildi çıktı..Son olarak “Dokunaklı Temaslar” adı altında hala piyasada satışı devam ediyor! Neden ünlem biliyor musunuz?Çünkü çok çabuk tükeniyor bu cilt yahu...Erkekler de şu muhabbet var çünkü: ''lan bu Otisabi aynı ben yaa!...adam sürekli başka hatunlarla yiyişo...aynı ben, valla aynı'' Emin ol aynı sen!!...Issız Adamla Otisabi ''çakışması''.
İnsan halleri tuhaf oluyor bazen..Tabi bunu bizim ülkede ki insanlar için ele alıyorum ben..Eee en önemli konuyu geçmeyelim değil mi?Erkek-Kadın ilişkileri..Bu uzun bir konu aslında..Tek bir yönü benim ilginç bulduğum mevzudur..Erkeklerin kız arkadaşlarını eve atmak için gösterdiği çaba!’’Aşkım bugün bizde olalım’’(Niye ki?) Bahane geliyooooooooooooor!!!’’Ya film izleriz..(Issız Adam)sen yemek yaparsın bende salata’’Süper olur ha..çok ayrı bişey bu..Eve kız gelecek yemek yapılacak!!!Hatun da eve çağırma daveti gelince sorar hemen’’N’apıcaz ki sizde’’Yemek yapacaksınız işte gitsene!Kız yokluyor aklı sıra ama nafile..illa ki gidersin sen o eve..ya da ilişki yıpranır!!
Bitti...
e k l e y e n :
Marvin
19 Haziran 2009
14:58
Müge ve Hakan'a
Herşey düşman düşüncesinden çıkıyor. Şeytan'dan başlayıp çevrendeki insanlara kadar küçülen, hatta bırak insanı, korktuğun ölüm dahil herşey düşman gördüğün şeyler. Düşman sana göre sana zarar vermesi muhtemel herşey. Diğer taraftan da hayatta kalmaya kodlusun ve rekabet güdün buradan geliyor.
Yaratmak dediğimiz şey sadece yaratılmış şeylere sunacağımız şükran dolu şeyler olmalı. Bir ağaç dalına bağlanan renkli bir bez parçası, bir totem, bir tüy bir boncuk gibi doğadan yani yaratılmış olandan bize gelen. Günümüzün sanatına benziyor. Bu yüzden sanattan hoşlanan insanlar var. Tek kötü tarafı sanat yapanın kendini farklı görüp yaptığı şeyin altına adını yazması. Benim bahsettiğin sadece yaratılmış olana teşekkür için yapılan ise daha çok yerli tabir edilen insanların yaptığı şey.
Peki neden bir kısım bu hayat tarzından kopup var olanı taklit ederek başka bir dünya yaratmaya çalışıyor? Neden korkuyorlar? Düşman kim ya da ne?
İşte o yerlilere göre düşman diye bir şey yok. Buna kodlanmamışlar veya bu meseleyi halletmişler. DÜŞÜNMEYEREK.
Anı yaşamak, carpe diem vb mottolar bunu kasdediyor olsa gerek. Düşünmeden yaşa. Özellikle batı kültürü mottolar olsun istedim okuyacağınız.
Korku gibi kaygı da düşman yaratabilir kafalarımızda. Daha soyut düşmanlar. Daha kişisel. Aç kalmak ya da herhangi bir eksiklik hissinden (kıyaslamadan doğan) rekabet edemeyeceğimize kendi kendimizi güdülememizden. Bunu da düşünerek yapıyoruz. Dünyaya geldiğimiz varsayılan (default) şeyde yani bedende kodlu değil.
Beden kelimesini detaycı şüpheci batı kafasıyla algılayın lütfen. DNA gibi birimler üzerinden. Yerli olmayan birinin kendindeki sakatlanmayı algılayıp onunla savaşmasını sağlayacak tek yol bu.
Bilim, teknoloji.
Her yol sonunda uyum ve dengeye, yada huzur ne dersen oraya varacak. Bazıları kestirmeden, bazıları en uzun yoldan.
Yaratmak dediğimiz şey sadece yaratılmış şeylere sunacağımız şükran dolu şeyler olmalı. Bir ağaç dalına bağlanan renkli bir bez parçası, bir totem, bir tüy bir boncuk gibi doğadan yani yaratılmış olandan bize gelen. Günümüzün sanatına benziyor. Bu yüzden sanattan hoşlanan insanlar var. Tek kötü tarafı sanat yapanın kendini farklı görüp yaptığı şeyin altına adını yazması. Benim bahsettiğin sadece yaratılmış olana teşekkür için yapılan ise daha çok yerli tabir edilen insanların yaptığı şey.
Peki neden bir kısım bu hayat tarzından kopup var olanı taklit ederek başka bir dünya yaratmaya çalışıyor? Neden korkuyorlar? Düşman kim ya da ne?
İşte o yerlilere göre düşman diye bir şey yok. Buna kodlanmamışlar veya bu meseleyi halletmişler. DÜŞÜNMEYEREK.
Anı yaşamak, carpe diem vb mottolar bunu kasdediyor olsa gerek. Düşünmeden yaşa. Özellikle batı kültürü mottolar olsun istedim okuyacağınız.
Korku gibi kaygı da düşman yaratabilir kafalarımızda. Daha soyut düşmanlar. Daha kişisel. Aç kalmak ya da herhangi bir eksiklik hissinden (kıyaslamadan doğan) rekabet edemeyeceğimize kendi kendimizi güdülememizden. Bunu da düşünerek yapıyoruz. Dünyaya geldiğimiz varsayılan (default) şeyde yani bedende kodlu değil.
Beden kelimesini detaycı şüpheci batı kafasıyla algılayın lütfen. DNA gibi birimler üzerinden. Yerli olmayan birinin kendindeki sakatlanmayı algılayıp onunla savaşmasını sağlayacak tek yol bu.
Bilim, teknoloji.
Her yol sonunda uyum ve dengeye, yada huzur ne dersen oraya varacak. Bazıları kestirmeden, bazıları en uzun yoldan.
e k l e y e n :
kucukpatates
28 Mayıs 2009
21:30
radyo günleri*
1.
tanıdığım iki insan, takma isimlerle bir radyo programı yapıyorlardı. genellikle sohbet ediyorlar, arada telefonla yayına katılanlar sohbete dahil oluyordu. işte biz de telefon bağlantılarıyla programa dahil olmaya çalışıyorduk...
program başladı ve müzik girdi. verdikleri numarayı çevirdim.
"buyrun, mikrop fm?"
"programa katılmak istiyordum da..."
"tabii; bağlıyorum..."
salak bir melodi dinledim ve kısa süre sonra yayına dahil oldum:
"adım kemal, programa katılmak istiyordum..."
"bir dakika, şarkı bitmek üzere..."
ortos takma isimli olan konuştu:
"eric clapton'dan dinledik, layla. tok evin aç köpekleri programı devam ediyor ve..."
portos:
"...ve hatta bir konuğumuz var"
"ismin?"
"adım kemal"
"ee? n'aparsın, kimsin, nesin, neden aradın?"
"hiç, öylesine... kendi halinde biriyim. programınız çok hoşuma gitti, arayım dedim..."
"demek hoşuna gitti?"
kim olduğumu anlamamışlardı. oldukça kalın bir ses tonuyla ve doğu anadolu şivesiyle konuşmaya çalışıyordum:
"böyle şiirden falan bahsetmeniz çok güzel. biraz önce birkaç arkadaş şiir falan okudu çok hoşuma gitti.."
"sen ilgilenir misin edebiyatla falan?"
"eh işte..."
"ne yaparsın, ne yazarsın, şiir, öykü, deneme?"
"denemeyi denemedim ama şiirle ilgileniyorum.."
"hadi oku bize bir tane..."
"okuyum mu?"
"oku... hatta fon müziği bile koyalım?"
"yok... istemem müzik. gecenin içine sadece şiir karışsın..."
"oo.. iyi iyi.."
"hadi bakalım oku"
onlara, sırf program için uydurduğum, "imgelemi yoğun" ama komiklik dozu abartılmamış bir şey okudum. duydukları sesin kaynağının kullanmayacağı "ilginç" kelimelerle düzenlenmiş , fazlaca simgesel bu şiirle beraber bir şaşkınlık duygusu sarmıştı ortos ve portos'u... "duanla mı yaşadım ki, bedduanla öleyim" tadında bir şeyler beklemişlerdi olasılıkla...
"bak, şiirin gerçekten hoşumuza gitti. biz şimdi bir şarkı gireceğiz, sen telefonu kapama..." dediler.
şarkı çalarken biz konuşmaya devam ettik:
"şiirin harbi çok ilginçti; seninle tanışmak isteriz..."
"programımıza konuk olabilirsin ne dersin?"
doğrusu işi bu boyuta getirebileceklerini hiç düşünmemiştim. ama bozuntuya vermedim:
"tabii, tabii.. pek memnun olurum..."
"yarın filanca kafeye gel konuşalım, tanışalım... biliyor musun filanca kafenin yerini?"
"evet biliyorum, gelirim... kaç gibi geleyim?"
"ne bileyim, saat üç gibi gel biz orda oluruz..."
"olur.. gelirim..."
telefonu kapadım ve gülmeye başladım. ertesi gün epey şaşıracakları kesindi. hemen g'yi aradım ve ona olan biteni anlattım.
2.
önce g. ile buluştum. beraber filanca kafeye doğru yürürken, yaptığım oyun ortaya çıktığında çok eğleneceğimizden ama kafeye girdiğimizde onlara bir şey çaktırmayıp, onlarla beraber kemal'i bekleyip, oyunun biraz daha keyfini çıkarmaktan bahsettik.
kafeye girdiğimizde, b. ve k. bir arkadaşları ile oturmuş konuşuyorlardı. yanlarına gittik ve birer sandalye çekip oturduk.
"akşamki program çok iyiydi.."
"ya, tabii ki, biliyoruz... bakın, bu arkadaş, akşamki programın 'imge çapkını' şairi kemal..."
g ile birbirimize baktık. belli ki kimliğim deşifre olmuştu.
"hassiktir!" dedim, "size de oyun oynanmaz ki! ama önce iyi yuttunuz!"
g hariç masadaki herkes bana şaşkınca bakıyordu. o kadar "ne diyor bu çocuk!" diye bakıyorlardı ki, sırıtan suratıma ciddiyet geldi bir anda.
"...tamam anlamışsınız, uzatmayın..." dedim.
b., "neyi anlamışız? neyi uzatmayalım?" diye sordu.
"kemal benim!" dedim.
"hadi len!" dediler, güldüler ve salak bir espri yapmaya çalıştığımı düşündüklerinden olsa gerek, başlarını çevirip, muhabbetlerine devam etmeye karar verdiler.
"bu arkadaş kim?" diye sordu g.
"kemal dedik ya! bak kemal, bu arkadaşlar d. ve g."
bu kısa tanıştırmadan sonra, kemal'e alaycı bir ifadeyle bakarak, "ne kadar kemal'sin, kemal'cim?" dedim.
kemal bana baktı ciddi ciddi, konuşmadı. ardından k.'ye "neler oluyor?" manasında bir yüz işareti yaptı.
"bakın..." dedim, "akşam sizi kemal adıyla arayanın ben olduğumu biliyorsunuz. şimdi de intikam almaya çalışıyorsunuz..."
"asıl sen bak" dedi kemal, "deli misin? ne saçmalıyorsun?"
"yanında akşam okuduğun şiir de vardır senin?" diye sordum.
"var tabii" dedi ve bana önündeki dosyadan çıkardığı kağıdı uzattı.
"zor olmadı mı banttan dinleyip yazmak! uğraşmışsınız yahu!" dedim gülerek.
"ulan ne saçmalıyorsun sen? ya, gitsenize siz! şurada ne güzel muhabbet ediyorduk; içine ettiniz!" dedi k.
"peki başka şiirlerinizi görmek istesem kabalık yapmış olmam değil mi?" dedim, k'nin laflarını dikkate almayıp.
kemal bana birkaç sayfda daha uzattı. ağzım açık kalmıştı çünkü bunlar benim yazdığım, o aptal, komik şiirlerdi. bunların bazılarını g. de biliyordu, ama hiç kimseye bahsetmediğim, hiç kimsenin görmediği şeyler de vardı aralarında...
"lütfen... dosyanıza bakabilir miyim?" diye inledim. kemal, artık nasıl zavallı göründüysem, acımış olacak ki bana, dosyayı uzattı... hepsi, ama hepsi benim şiirlerimdi. kemal'e, b.'ye ve k.'ye bir an şaşkınca bir şeyler söylemeye çalıştım ama ağzımdan tek bir kelime çıkmadı. neredeyse koşarak çıktım kafeden.
peşimden gelen g. ile beraber dolmuş durağına ve ardından da eve vardık. odama girdim, defterlerimi çıkardım. kafede gördüğüm şiirlerin hiç birini bulamadım; yoklardı, uçmuşlardı! başıma bir ağrı saplanmıştı. akşamki radyo görüşmesini kaydettiğim kaseti dinledik; duyduğumuz ses, benim değiştirdiğim ses değil, biraz önce tanıştığım kemal'in sesiydi...
tekrar yola koyulduk ve kafeye vardık. elimde defterlerle gelip, "hadi açıklayın bunu!" diyecektim sözde ama defterler beni daha da serseme dönüştürdüğü için, sadece (bir daha asla göremeyeceğim) kemal'in gizemini, onunla konuşarak çözmekten başka çarem kalmadığını düşünmüştüm.
b. ve k. satranç oynuyorlardı.
"kemal? nerde?"
"polis götürdü!" dedi heyecanla b.
"ne polisi ya?" diye sordum.
"çok korkunç oğlum; herif annesini bıçaklamış!"
bedenim korkunçcasına sarsıldı. g. ile birbirimize baktık ve derhal fırladık! eve vardık, kapıyı açtım ve içeri daldım.
annem televizyon izliyordu...
(1094-0509)
*gerçek bir olaydan esinlenilmiştir. (sonunda ben de bu açıklamayı kullandım!)
tanıdığım iki insan, takma isimlerle bir radyo programı yapıyorlardı. genellikle sohbet ediyorlar, arada telefonla yayına katılanlar sohbete dahil oluyordu. işte biz de telefon bağlantılarıyla programa dahil olmaya çalışıyorduk...
program başladı ve müzik girdi. verdikleri numarayı çevirdim.
"buyrun, mikrop fm?"
"programa katılmak istiyordum da..."
"tabii; bağlıyorum..."
salak bir melodi dinledim ve kısa süre sonra yayına dahil oldum:
"adım kemal, programa katılmak istiyordum..."
"bir dakika, şarkı bitmek üzere..."
ortos takma isimli olan konuştu:
"eric clapton'dan dinledik, layla. tok evin aç köpekleri programı devam ediyor ve..."
portos:
"...ve hatta bir konuğumuz var"
"ismin?"
"adım kemal"
"ee? n'aparsın, kimsin, nesin, neden aradın?"
"hiç, öylesine... kendi halinde biriyim. programınız çok hoşuma gitti, arayım dedim..."
"demek hoşuna gitti?"
kim olduğumu anlamamışlardı. oldukça kalın bir ses tonuyla ve doğu anadolu şivesiyle konuşmaya çalışıyordum:
"böyle şiirden falan bahsetmeniz çok güzel. biraz önce birkaç arkadaş şiir falan okudu çok hoşuma gitti.."
"sen ilgilenir misin edebiyatla falan?"
"eh işte..."
"ne yaparsın, ne yazarsın, şiir, öykü, deneme?"
"denemeyi denemedim ama şiirle ilgileniyorum.."
"hadi oku bize bir tane..."
"okuyum mu?"
"oku... hatta fon müziği bile koyalım?"
"yok... istemem müzik. gecenin içine sadece şiir karışsın..."
"oo.. iyi iyi.."
"hadi bakalım oku"
onlara, sırf program için uydurduğum, "imgelemi yoğun" ama komiklik dozu abartılmamış bir şey okudum. duydukları sesin kaynağının kullanmayacağı "ilginç" kelimelerle düzenlenmiş , fazlaca simgesel bu şiirle beraber bir şaşkınlık duygusu sarmıştı ortos ve portos'u... "duanla mı yaşadım ki, bedduanla öleyim" tadında bir şeyler beklemişlerdi olasılıkla...
"bak, şiirin gerçekten hoşumuza gitti. biz şimdi bir şarkı gireceğiz, sen telefonu kapama..." dediler.
şarkı çalarken biz konuşmaya devam ettik:
"şiirin harbi çok ilginçti; seninle tanışmak isteriz..."
"programımıza konuk olabilirsin ne dersin?"
doğrusu işi bu boyuta getirebileceklerini hiç düşünmemiştim. ama bozuntuya vermedim:
"tabii, tabii.. pek memnun olurum..."
"yarın filanca kafeye gel konuşalım, tanışalım... biliyor musun filanca kafenin yerini?"
"evet biliyorum, gelirim... kaç gibi geleyim?"
"ne bileyim, saat üç gibi gel biz orda oluruz..."
"olur.. gelirim..."
telefonu kapadım ve gülmeye başladım. ertesi gün epey şaşıracakları kesindi. hemen g'yi aradım ve ona olan biteni anlattım.
2.
önce g. ile buluştum. beraber filanca kafeye doğru yürürken, yaptığım oyun ortaya çıktığında çok eğleneceğimizden ama kafeye girdiğimizde onlara bir şey çaktırmayıp, onlarla beraber kemal'i bekleyip, oyunun biraz daha keyfini çıkarmaktan bahsettik.
kafeye girdiğimizde, b. ve k. bir arkadaşları ile oturmuş konuşuyorlardı. yanlarına gittik ve birer sandalye çekip oturduk.
"akşamki program çok iyiydi.."
"ya, tabii ki, biliyoruz... bakın, bu arkadaş, akşamki programın 'imge çapkını' şairi kemal..."
g ile birbirimize baktık. belli ki kimliğim deşifre olmuştu.
"hassiktir!" dedim, "size de oyun oynanmaz ki! ama önce iyi yuttunuz!"
g hariç masadaki herkes bana şaşkınca bakıyordu. o kadar "ne diyor bu çocuk!" diye bakıyorlardı ki, sırıtan suratıma ciddiyet geldi bir anda.
"...tamam anlamışsınız, uzatmayın..." dedim.
b., "neyi anlamışız? neyi uzatmayalım?" diye sordu.
"kemal benim!" dedim.
"hadi len!" dediler, güldüler ve salak bir espri yapmaya çalıştığımı düşündüklerinden olsa gerek, başlarını çevirip, muhabbetlerine devam etmeye karar verdiler.
"bu arkadaş kim?" diye sordu g.
"kemal dedik ya! bak kemal, bu arkadaşlar d. ve g."
bu kısa tanıştırmadan sonra, kemal'e alaycı bir ifadeyle bakarak, "ne kadar kemal'sin, kemal'cim?" dedim.
kemal bana baktı ciddi ciddi, konuşmadı. ardından k.'ye "neler oluyor?" manasında bir yüz işareti yaptı.
"bakın..." dedim, "akşam sizi kemal adıyla arayanın ben olduğumu biliyorsunuz. şimdi de intikam almaya çalışıyorsunuz..."
"asıl sen bak" dedi kemal, "deli misin? ne saçmalıyorsun?"
"yanında akşam okuduğun şiir de vardır senin?" diye sordum.
"var tabii" dedi ve bana önündeki dosyadan çıkardığı kağıdı uzattı.
"zor olmadı mı banttan dinleyip yazmak! uğraşmışsınız yahu!" dedim gülerek.
"ulan ne saçmalıyorsun sen? ya, gitsenize siz! şurada ne güzel muhabbet ediyorduk; içine ettiniz!" dedi k.
"peki başka şiirlerinizi görmek istesem kabalık yapmış olmam değil mi?" dedim, k'nin laflarını dikkate almayıp.
kemal bana birkaç sayfda daha uzattı. ağzım açık kalmıştı çünkü bunlar benim yazdığım, o aptal, komik şiirlerdi. bunların bazılarını g. de biliyordu, ama hiç kimseye bahsetmediğim, hiç kimsenin görmediği şeyler de vardı aralarında...
"lütfen... dosyanıza bakabilir miyim?" diye inledim. kemal, artık nasıl zavallı göründüysem, acımış olacak ki bana, dosyayı uzattı... hepsi, ama hepsi benim şiirlerimdi. kemal'e, b.'ye ve k.'ye bir an şaşkınca bir şeyler söylemeye çalıştım ama ağzımdan tek bir kelime çıkmadı. neredeyse koşarak çıktım kafeden.
peşimden gelen g. ile beraber dolmuş durağına ve ardından da eve vardık. odama girdim, defterlerimi çıkardım. kafede gördüğüm şiirlerin hiç birini bulamadım; yoklardı, uçmuşlardı! başıma bir ağrı saplanmıştı. akşamki radyo görüşmesini kaydettiğim kaseti dinledik; duyduğumuz ses, benim değiştirdiğim ses değil, biraz önce tanıştığım kemal'in sesiydi...
tekrar yola koyulduk ve kafeye vardık. elimde defterlerle gelip, "hadi açıklayın bunu!" diyecektim sözde ama defterler beni daha da serseme dönüştürdüğü için, sadece (bir daha asla göremeyeceğim) kemal'in gizemini, onunla konuşarak çözmekten başka çarem kalmadığını düşünmüştüm.
b. ve k. satranç oynuyorlardı.
"kemal? nerde?"
"polis götürdü!" dedi heyecanla b.
"ne polisi ya?" diye sordum.
"çok korkunç oğlum; herif annesini bıçaklamış!"
bedenim korkunçcasına sarsıldı. g. ile birbirimize baktık ve derhal fırladık! eve vardık, kapıyı açtım ve içeri daldım.
annem televizyon izliyordu...
(1094-0509)
*gerçek bir olaydan esinlenilmiştir. (sonunda ben de bu açıklamayı kullandım!)
e k l e y e n :
devrim
17 Mayıs 2009
01:47
iç ses evdeki ses değildir,sen bile değildir
-deliriyorum yavaş yavaş
-neden
-öyle hissediyorum
-nerden çıktı peki?
-hergün kendi kendime konuşmaya başladım,işten eve dönerken,yolda yürürken vb.
hatta içimde biri konuşuyor
-kim o sen misin?
-evet,tabiki,kendi sesimi durduramıyorum devamlı biri konuşuyor sanki,deliyorum işte
-hmm,peki bu ses senin senin mi yani
-evet günlük konuşma sesim
-ve hatta tonlaman?öyle mi?
-evet
-hehe,sesini değiştirirmişsin düşünsene
-nasıl?
-şimdi sen erkeksin ya iç sesin kadınmış mesela
-haha,ilginç olurdu tabi
-ilginç mi olurdu yoksa şizofreni böyle böyle...
-hahaha,aslında haklısın
-aslındası yok,derken iç sesler çoğalır ve perde açılır...
-off,ne acayip bişey insan
-daha kendi cinsini bile tam tanımayan evet
-en iyisi kafanı boşaltacabileceğin ortamlar kurmak doğru olan yani işte yoksa karakterler çoğalırsa sokak tiyatrosu yaparsın bir gün belki biz de seni izleriz
-delirirsin sokaklarda diyosun
-bilmiyorum,doğru seçimler mesela sevdiğin meslek vb.
-anladım sen hayatını doğru yaşamaktan bahsediyosun bana
-aynen
-zaten iç sesi de rahat bırak belki seni bir yere götürmek istiyordur,korktukça panik yapıcaksın öf işte korkma delirmezsin
-saol rahatlattın en azından,korkmak,babaannemin hikayesini hatrlattın;korku içine düşen bir yumurta gibi her gün büyür demişti,korkuyu ısıttıkça yumurta çatlar içinden kuş çıkar vücunun içinde uçmaya başlar ,korkun büyüdükçe,kuşun kanatları da büyür ve eğer sen onu salmazsan vücudunu ona kafes yaptıysan o da uçmaya çalışan dev kanatlarıyla içini acıtır.o yüzden bırakıcaksın,salıcaksın
-süper,güzel bir hikaye olmuş hih
-hoh
-ne iyi ettin de geldin
-ben gelmedim sen geldin
-sen kimsin ben kimim şimdi,hem
(hadii,yine kendi kendime konuşuyorum işte)
-daldın?
-hadi len,töbe tööbee
-ne diyodum?
-neden
-öyle hissediyorum
-nerden çıktı peki?
-hergün kendi kendime konuşmaya başladım,işten eve dönerken,yolda yürürken vb.
hatta içimde biri konuşuyor
-kim o sen misin?
-evet,tabiki,kendi sesimi durduramıyorum devamlı biri konuşuyor sanki,deliyorum işte
-hmm,peki bu ses senin senin mi yani
-evet günlük konuşma sesim
-ve hatta tonlaman?öyle mi?
-evet
-hehe,sesini değiştirirmişsin düşünsene
-nasıl?
-şimdi sen erkeksin ya iç sesin kadınmış mesela
-haha,ilginç olurdu tabi
-ilginç mi olurdu yoksa şizofreni böyle böyle...
-hahaha,aslında haklısın
-aslındası yok,derken iç sesler çoğalır ve perde açılır...
-off,ne acayip bişey insan
-daha kendi cinsini bile tam tanımayan evet
-en iyisi kafanı boşaltacabileceğin ortamlar kurmak doğru olan yani işte yoksa karakterler çoğalırsa sokak tiyatrosu yaparsın bir gün belki biz de seni izleriz
-delirirsin sokaklarda diyosun
-bilmiyorum,doğru seçimler mesela sevdiğin meslek vb.
-anladım sen hayatını doğru yaşamaktan bahsediyosun bana
-aynen
-zaten iç sesi de rahat bırak belki seni bir yere götürmek istiyordur,korktukça panik yapıcaksın öf işte korkma delirmezsin
-saol rahatlattın en azından,korkmak,babaannemin hikayesini hatrlattın;korku içine düşen bir yumurta gibi her gün büyür demişti,korkuyu ısıttıkça yumurta çatlar içinden kuş çıkar vücunun içinde uçmaya başlar ,korkun büyüdükçe,kuşun kanatları da büyür ve eğer sen onu salmazsan vücudunu ona kafes yaptıysan o da uçmaya çalışan dev kanatlarıyla içini acıtır.o yüzden bırakıcaksın,salıcaksın
-süper,güzel bir hikaye olmuş hih
-hoh
-ne iyi ettin de geldin
-ben gelmedim sen geldin
-sen kimsin ben kimim şimdi,hem
(hadii,yine kendi kendime konuşuyorum işte)
-daldın?
-hadi len,töbe tööbee
-ne diyodum?
e k l e y e n :
esra balata
16 Mayıs 2009
02:23
Yukarı Düşmek
Burnundan içeri girip seni dağıtmaya çalışan nemli bir gecede
İlk kez kafayı bulduysan uzun süredir tanıdğın bir arkadaşla
Ve kaybetmişsen kendini ancak dışarıdan müdahaleyle ne yazık ki
Başlar o zaman bulduğun ilk çimene kusmanı istetecek bir eğlence
Dönmüştür baktığın yer gökyüzüne
Sırtını vermişsindir orada olmayan bir mermere
Ve bu güven ile lüzumsuz görünen bir yaşam sayesinde
Gam yemezsin ortadan kaybolmuş dikkatin gözlere görünmese de
Kendine söz verirsin bir daha yapmayacağına dair
Kendine yalan söylersin bunu sevmediğine dair
Kendine kızmazsın hatırladığında bir şeyler dün geceye dair
Kendine hak verirsin çünkü bunun hepsi üstüne sifon çekmekten iyidir
Işıkları kovaladığında arkanda belirirler
Belki de bilemediğinden nereden geldiklerini
Karanlığa sığındığında,bakışlar üzerinde gezinirler
Belki de dilemediğinden asla böylesi bir tekilliği
e k l e y e n :
Can
15 Mayıs 2009
08:10
poem
Dünyada;
ben bir tasarımcıyım ,yoktan var eden değilim.
Sonsuzlukta ve var oluşta;
ben birşeyim, peki yok olan kim?
Evrende;
dünya evim ,onu parlatan benim.
Evim;
tıpkı diğer yıldızlar gibi uzaktan da fark edilsin.
Çünkü;
bana doğru gelinsin isterim..
Neden;
O gücün ruhundan gelenleri görmek istemeyeyim,yoksa herşeye bir son mu vereyim.
Ölüm;
Öğreneceklerine doğru bir yolculuk anı diyelim.
Doğum;
’’ hoş geldin.’’
Kötü;
Sıkıntıların boşlukları doldurduğu ,dengeleyici etkide,vücudunun ürettiği uçucu zehrin.
İyi;
Özün de var olan asaletin.
Aşk;
inancının büyüklüğü ile beslenen zevkin.
Nefret;
bilmen gerekenlerin olduğunun alarmını veren hissin.
Hiçlik;
inatla herşeyin bir zıttı olmalı fikrin,fikirlerinle dinlenirsin.
Boşluk;
doldurmaktan hoşlandığın açık çek'in.
Bilim;
hakkında daha çok şey bilmeni sağlayacak olan rehberin.
Din;
Sonsuzluk da ucan zihninin ellerini tutan zikrin.
Ahlak;
beynin ve kalbin ile sevdiğin en son halin.
Sevgi;
işte o tamamen sensin.
Sen;
çok güzelsin.
ben bir tasarımcıyım ,yoktan var eden değilim.
Sonsuzlukta ve var oluşta;
ben birşeyim, peki yok olan kim?
Evrende;
dünya evim ,onu parlatan benim.
Evim;
tıpkı diğer yıldızlar gibi uzaktan da fark edilsin.
Çünkü;
bana doğru gelinsin isterim..
Neden;
O gücün ruhundan gelenleri görmek istemeyeyim,yoksa herşeye bir son mu vereyim.
Ölüm;
Öğreneceklerine doğru bir yolculuk anı diyelim.
Doğum;
’’ hoş geldin.’’
Kötü;
Sıkıntıların boşlukları doldurduğu ,dengeleyici etkide,vücudunun ürettiği uçucu zehrin.
İyi;
Özün de var olan asaletin.
Aşk;
inancının büyüklüğü ile beslenen zevkin.
Nefret;
bilmen gerekenlerin olduğunun alarmını veren hissin.
Hiçlik;
inatla herşeyin bir zıttı olmalı fikrin,fikirlerinle dinlenirsin.
Boşluk;
doldurmaktan hoşlandığın açık çek'in.
Bilim;
hakkında daha çok şey bilmeni sağlayacak olan rehberin.
Din;
Sonsuzluk da ucan zihninin ellerini tutan zikrin.
Ahlak;
beynin ve kalbin ile sevdiğin en son halin.
Sevgi;
işte o tamamen sensin.
Sen;
çok güzelsin.
e k l e y e n :
esra balata
13:57
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


